1999 Kocaeli ve Düzce depremleri İstanbul'un nüfus yoğunluğu en yüksek ilçelerinden olan Bakırköy ilçesini de etkilemiştir. Bakırköy, yüksek yoğunluklu, aynı zamanda yapılaşmış ve yüksek nitelikli nüfusa sahip bir ilçemizdir. Bakırköy Belediyesi yönetimi deprem sonrası çekilen çileyi önlemenin veya en aza indirmenin ancak deprem öncesinde planlı ve programlı olarak yapılan "zararlı afetin tanımlanması, risk değerlendirmesi ve zarar görebilirlik" analizi çalışmaları ile mümkün olduğunu Türkiye'de ilk tespit eden yerel yönetimlerin başında gelmektedir.

1999 Depreminden hemen sonra; Kasım 1999'da, Bakırköy Belediye Başkanlığı, Bakırköy ilçesi için jeolojik, yapısal ve sismik özelliklerinin yanı sıra geoteknik hasarları tanımlayan, değerlendiren ve bunları haritalar şeklinde sunan çalışmaların en son yöntem ve kriterlerin uygulanarak yapılması için bir çalışma talep etmiş ve İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından çalışmalara başlanmıştır. Temmuz 2000'de bitirilen bu çalışma kapsamında yapılan jeofizik, jeolojik ve geoteknik araştırma çalışmaları ile bölgedeki yerel zemin özelliklerinin ve bunların deprem hasarına etkisinin belirlenmesine yönelik çok kapsamlı mikrobölgeleme çalışmaları yapılmıştır. Bu projede tüm arazi, sondaj, standart penetrasyon deneyleri, sismik ve elektrik ölçümleri zemin ve kaya laboratuvar deneyleri ile taranmıştır. Elde edilen en gelişmiş bilgisayar analizleri ile değerlendirerek uygulamalı jeoloji haritaları ve geoteknik hasar haritaları ve hatta tüm araştırma sonuçlarını ve zemininin özelliklerinin envanterini dijital ortamda sunan bölgeleme çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışma türünün en gelişmiş örneklerinden biri olma niteliğine sahiptir.

Zemin araştırmalarından sonra, deprem zararlarını azaltma çalışmalarının ikinci ve en önemli ayağını mevcut yapıların envanterinin çıkarılması ve hasar risk durumlarının belirlenmesi almaktadır. Bakırköy Belediye Başkanlığının talebi ile Ocak 2001'de ilçede mevcut tüm yapıların teker teker ve yerinde incelenmesi ve deprem riskinin belirlenmesine yönelik çok kapsamlı bir proje olan "Bakırköy İlçesi Yerleşim Alanlarının Zemin-Yapı Etkileşimine Bağlı Risk Analizi Araştırma Projesi"başlatılmıştır.

Mevcut bir yapının deprem hasar riskinin belirlenmesinde etkili olan çok sayıda parametre bulunmaktadır. Bunların bir kısmı; bölgenin depremselliği, yerel zemin özellikleri, yapının geometrisi, kesit ve malzeme özellikleri, taşıyıcı sistemin türü ve yapısal elemanların detaylarıdır. Binaların mevcut durumlarının tespit edilmesine yönelik en kesin yöntem, kesin analiz yöntemleri (SAP90, SAP2000, vb..) olmakla beraber, incelenmesi gereken binlerce bina ve bununla beraber bu konularda uzman olan elemanların sayıca yetersizliği gözönüne alındığında, bu tip yöntemler hem zaman hem de maliyet açısından ekonomik olmamaktadır. Bu durumda amaca uygun sayıda, güvenilir parametrelerle ve sayısal bir değerlendirme esasına dayalı hızlı sonuç verebilecek yaklaşık yöntemlerin kullanılması en ekonomik ve gerçekçi çözümdür. Ayrıca kullanılacak olan yöntemin mutlaka yerel özellikleri dikkate alan bir tarama yöntemi olması yapılacak olan hasar riski belirleme çalışmalarının kalitesini ve doğruluğunu artıracaktır. Ulusal Deprem Konseyi Raporu (2002)'nda da bu konuya özellikle değinilmiştir:

"Literatürde, ABD ve Japonya başta olmak üzere, bazı ülkelerde geliştirilmiş tarama yöntemleri bulunmaktaysa da, bunların hiçbiri Türkiye koşullarına uygun değildir; hiçbirinin doğrudan uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle, ülkemizdeki yerel koşullar, yaygın yapı gereçleri, yerel mimari düzenlemeler, yaygın olarak kullanılan taşıyıcı yapı sistemleri, yerel yapım yöntem ve alışkanlıkları ile uyumlu ve geçmiş depremlerde toplanmış olan verilerle kalibre ve test edilmiş tarama yöntemleri geliştirilmesi gerekmektedir."


Bu noktadan yola çıkarak, Bakırköy ilçesi için yapılan hasar risk seviyesini belirleme çalışması için bu proje kapsamında özel olarak bir metodoloji ve program (DURTES) geliştirilmiştir. Bu metodoloji Ulusal Deprem Konseyi Raporu (2002)'unda belirtildiği gibi yerel koşulları, yaygın yapı gereçlerini ve mevcut Deprem Yönetmeliğimizi (1998) baz olarak alan ve her binanın içerisine girilerek doldurulabilen bir anket formu ve durum tespiti yapan Uzman Sistem Bilgisayar Programı DURTES'ten oluşmaktadır. Bu projede hasar risk seviyesi üzerinde çok etkili bir parametre olan yerel zemin ile ilgili özellikler daha önceki paragraflarda bahsedilen "Bakırköy İlçesi Yerleşim Alanlarının Zemin-Yapı Etkileşimine Bağlı Risk Analizi Araştırma Projesi" sonuçlarından elde edilmiştir. Yapıların fotoğrafları çekilmiş ve malzeme özellikleri de schmidt çekici okumarıyla belirlenmiştir. Tüm bu içeriği ile bu proje ülkemizde yapıların deprem riskinin belirlenmesine yönelik olan yapılmış çalışmaların en kapsamlısını oluşturmuştur. Uluslararası ölçekte de en kapsamlı birkaç örnekten biridir. Çalışma yapıların hasar risk seviyesinin belirlenmesi çalışmaları konusunda bu konudaki literatüre de bilimsel açıdan çok önemli katkılar getirecek nitelikte olmuştur.

Bu metodoloji ile Bakırköy İlçesinde bulunan yapılara teker teker gidilerek 10599 yapı incelenmiş, bunlardan içerisine çeşitli sebeplerle girilemeyen 437 yapı haricinde 10162 yapı için çok kapsamlı bir durum tespiti yapılarak, her yapı minimum, düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olmak üzere beş ana risk seviyesinden birine ayrılmıştır.

Bu aşamadan sonra yapılması gerekli olan çalışma ise, mevcut durumda yeterli güvenliğe sahip olmayan binaların belirli bir öncelik sırası ile güçlendirilmesi olmalıdır. Bunun için kaynak destekleri gerekecektir. Bu kaynakların uzun dönemli borçlandırmalar ve projeler bazında sağlanması uygun bir yaklaşım olarak gözükmektedir.

Nisan 2002'de yayınlanmış olan Ulusal Deprem Konseyi'nin Raporu'nda da mevcut yapıların hasar risk seviyelerinin belirlenmesi konusunda yapılması gereken çalışmalar özetlenmekte ve politikalar önerilmektedir. Bakırköy İlçesi için 1999-2000 yılları arasında birinci aşaması 2001 yılından itibaren ikinci aşaması gerçekleştirilmiş olan bu projemizin, Ulusal Deprem Konseyi Raporu (2002)'de tanımlanan standartların oluşturulmasına yönelik önerilen tüm noktaları fazlasıyla kapsamakta olduğu tarafımızdan memnuniyetle gözlenmiştir. Bu çalışmanın ülkemizde bundan sonra yapılacak bu tür çalışmalar için bir rehber olacak nitelikte olduğuna inanıyoruz.

Ulusal Deprem Konseyi Raporu, Nisan 2002
"Deprem bölgelerinde bulunan ve büyük bölümünün depreme karşı yeterli bir güvenlik taşımadığı bilinen büyük yapı stokunun, doğal eskime sonucunda, tümüyle kendiliğinden yenilenmesi uzun bir süre alacak, belki yüzyıllar gerektirecektir. Bütün güvensiz yapıların yıkılarak yenilenmesi ise hem ekonomik açıdan olanaksız, hem de mühendislik açısından anlamsızdır. Bu yapı stokunun önce bir sistematik düzen içinde deprem güvenliği açısından değerlendirilmesi, sonra da anlamlı bir öncelik sıralaması içinde depreme karşı güvenli duruma getirilmesi gerekmektedir. Bu çok geniş kapsamlı çalışmanın çeşitli boyutları burada kısaca ele alınmaktadır. Kamu yapıları, bir öncelik sıralaması içinde, örneğin okullar ve hastanelerden başlanarak, sahibi olan kamu kuruluşunun sorumluluğunda ele alınmalı, deprem güvenliği açısından değerlendirilmeli ve güçlendirilmelidir. Kamu yapıları hem sayıca daha az, hem biraz daha düzenli bir kullanımda olduğu için bunlarla ilgili işlemler daha düzenli ve daha kolay biçimde gerçekleştirilebilir.Oysa, çoğu konut niteliği taşıyan ve aralarında çok sayıda ruhsatsız/kaçak yapı (gecekondu) bulunan özel mülkiyet yapıları üzerindeki çalışmalar kuşkusuz daha karmaşık olacaktır. Özel mülkiyet yapılarının depreme güvenli duruma getirilmesi, doğal olarak yapı sahibinin yükümlülüğünde ise de, Devletin bu konuda yurttaşlarına yol göstermesi ve kolaylıklar sağlayarak yardımcı olması gereklidir. Bu tür yapılarla ilgili olarak yapılacak işlemlerde belediyelerin de etkin bir rol oynaması kaçınılmazdır. Bireysel yapı iyileştirme çalışmaları kapsamında, önemli işlevleri bulunan yerel yönetimlerin, her şeyden önce, yerel imar planı değişikliklerinde, yapı gruplarının birlikte ele alındığı kentsel yenileme projeleri çerçevesindeki katkılarıyla, yapıların deprem güvenliğine kavuşturulması konusunda etkin olmaları beklenir.Bu konudaki çalışmalar, önce imar planları düzeyinde başlamalı, mikro-bölgeler bazında önceliklere karar verilmelidir. Bunun ardından bir envanter çalışması yapılarak, deprem güvenliği değerlendirme çalışmaları başlatılmalıdır. Bu aşamada, teknik ayrıntılara girilmeden önce, önceliklere ilişkin bazı yönetsel ilke kararlarının alınması gerekli olacaktır.

Daha sonra, yapı bazında bir tarama çalışmasına sıra gelecektir. Çok sayıda yapının birer birer ele alınacağı bu çalışma için uygulanacak yöntemle ilgili kurs görmüş, çok sayıda alt düzey teknik eleman gerekli olacaktır. Hızlı ve basit bir yöntem uygulanarak gerçekleştirilecek olan bu çalışma sonucunda, depreme karşı yeterli güvenlik taşıdığı kesinlikle belli olan yapılarla, güvensiz olduğu ve onarımının ekonomik olmadığı açıkça görülen yapılar belirlenebilecektir. Geriye kalan ve küçülmüş olan yapı stokundaki yapıların kapsamlı deneysel ve analitik bir inceleme ile değerlendirilmesi gerekli olacaktır. Yapının taşıdığı deprem güvenliği düzeyini güvenilir biçimde ortaya koyacak olan bu kapsamlı değerlendirme sonunda, her bir binaya uygulanacak işlem hakkında karar verilebilecektir.

Kaynak: İ.Ü. İnşaat Mühendisliği Bölümü